1 Nisan 2012 Pazar


Her oltaya gelmeyelim gençler :) Bugün 1 Nisan :))

30 Mart 2012 Cuma


Bugün bir ilk daha yaşadım :) ilk defa bir bebeği ambuladım :) bugün sabah saatlerinde daha önce bahsettiğim gibi eskiden çalıştığım yerde şimdi staj yapıorm ama staj yerim aynı zamanda yenidoğan yoğun bakım ünitesi. Servisin doktoru geldi vizit yaparken ben de peşinde kuyruk olmuşken doktor beyin iyi anına denk geldim bebeğin ambulanması gereken bir durum oluştu ve doktor bey bana ambulattırdı. ne yalan soyleyeyim ilk denememde başarılı olmadım ama bu bebeğin fazla kötü halinden de kaynaklanıyor. amma velakin sonra doktor bey durumu biraz düzeltip yine ambuyu bana verince hallettim o işi evellallah :D öyle işte blog bu ilkimi de bil istedim :)

not: bebeğim resimdekine benziyor fakat benim bebeğim hem daha küçük hem de entübe.. ona da burdan selam eder acil şifalar dilerim. kendisinin hastasıyım!

25 Mart 2012 Pazar

olmamış olabilir ama içimden gelen bu :)

Sevgili blog,
Bugün Ezgi'nin yerine ben birşeyler yazmak istiyorum sana.Umarım kendisinden müsade almadan böyle birşey yaptığım için bana kızmaz.Dünya garip bir yer, insanlarda öyle ve yaşananlar ve hissetmek garip bir şey..İnsan kalbi çalışmak için kendi kendine elektriksel bir uyarı çıkartır,bu uyarı sistematik bir şekilde kalbe dağılır ve kalp kasını hareketlendirir,Yumruğumuzdan büyük olmayan bir et parçasının,kendi kendine çıkardığı elektrikle kan pompalamasını bu sayede nefes aldığımızı,hareket ettiğimizi,gördüğümüzü dokunduğumuzu hissetmek mucizevi birşeydir.Bir de bu mükemmeliyete dahil olup anlamlaştıran ruhun varlığı işe daha inanılmaz bir boyut kazandırır.Bunları neden mi anlattım sayın blog ve okuyucuları? Şu yüzden: doğarsınız-ki bir bebeğin oluşması ve doğumu ayrı bir mucizedir-,sonra büyümeye başlarsınız-her gün artmakta olan hücre sayınızla beraber biraz daha deneyimlenirsiniz-,sonra büyümeniz zamanla yavaşlar ve durur-zamanla hücre sayınız azalmaya başlar ama siz azalan hücre sayınızla beraber biraz daha deneyimlenirsiniz-,ve sonra değişmeyen bir gerçek olarak ölürsünüz- ki bir insanın ölmesi de doğması kadar mucizevi bir olaydır.Ruh artık çalışmayan bedeni terk eder ve bilmediğimiz bir yerelere gider belki de yok olur-.Bunlar ben dahil bütün insanlığın yaşamının en kaba özetidir.Şimdi biraz içeri giriyorum.
Bendeniz adını vermek istemeyen konuk yazar,yukarıda bahsettigim ömür döngüsünün 'zamanla yavaşlar' kısmında bulunuyorum.Ana rahminden itibaren kazanmaya başladığım reflekslerim, oksijenin ciğerlerimi ilk yakışıyla kazanmaya başladığım acı-tatlı tecrübelerimle
yoluma devam etmekteyim.Bir çok şey yaşadım hayatımın şimdiye kadar ki diliminde.Kalbim,ruhum ve beynimin çoğu zaman savaş halinde olduğunu söyleyebilirm.
Farkındalığım ve farklılığım yüzünden bir çok defa zor durumda kalmış olabilirm.Şimdi bu tüm bu bilimsel açıklamadan sonra işin aslına gelebilirim..
Ezgi, blogun değerli sahibi.Öyle biridir ki ömür vaktimin içine dalmış kendine ortak etmiştir,
Öyle biridir yaşadıklarından bana ders çıkarttırmış, benimle yeni ödevler için çalışmaya başlamıştır.. Cesurdur,inatçıdır.İstedikçe inanır istemezse en beyaz kar bile kırmızıdır.
Ezgi bir sözüyle tüm taşları yıkıp bir bakışıyla bütün duvarları örebilir..
Ezgi ruhumun,kalbimin,beynimin dostça şarkılar söylediği tek yerdir.
Ezgi benim en değerli hayat tecrübemdir..

(umarım kızmazsın 8'in hatrına..)

24 Mart 2012 Cumartesi

bir not defterinden notlar

Bahsi geçen not defteri benim 1.sınıfta finlandiya'da ve 2. sınıfta kullandığım not defterim. sırayla ilginç buldklarımı yazmak istiyorum çünkü defter bitmiş artık atabilirim.
ilk sayfada ingilizce yazılmış bir günlük program var (o zamanlar ingilizce kursuna gidiyordum erasmusa gidebilmek için)
bir iki sayfa sonra finlandiya'ya neden erasmusa gitmek istediğimi açıklayan bir yazı yazmıştım onun müsvettesi var.
bloga notlar başlığı altında:
-en güzel burunlu millet (burada tabii ki finlerin güzel burnundan bahsetmeyi hedeflemişim)
-happy feet (muhtemelen yine buzlanmış bir yerde kayıp düşe yazmışım hatırlamıyorum tam olarak ama..)
-her sabah izlenen güzel manzara (staj yaptığım hastanelerin manzaraları müthişti..)
-nefes alırken konuşmak! (finleri dinlerken geriliyor insan nefes alırken de konuşmaya devm ediyorlar boğulup kalacaklar bi gün.)
-okula giderken görülen tavşan (6.30)

küçük burunlu insanların burun silmesi sorunsalı diye bir sözlük başlığı bulmuşum niye açmadım bilmiyorum :)

-yaprak yağıyor (2.11.09)

fince bir tatlı tarifi almışım buyrun;
1pkt (250g) katijuustua (9%)
yuoksevaa hunajaa
3/4 dl mantelilastuja
vadelmia

-saat 13.45 civarında ilk defa damar yolu açtım! 19.10.2009 Tampere/Kauppi
-22.10.09'da ilk defa bir adama üriner kateter taktım.

-bir ülkede hep akşamüstü olması
-huzuru bulmak için tampere'ye gelmek

işte böyle.. diğer sayfalarda sıkıcı lab değerleri ilaç özellikleri falan var.. özledim o zamanları..

28 Şubat 2012 Salı

özet!

sevgili blog,
sana uzun zamandır yazmadığımı fark ettim.. demin daha önceki yazılarımı okudum, yazdıklarımı unutmuşm bile.. bu nedenledir ki yazmadığıma pişmanım nolur beni affet!
şimdi sana bir özet geçeyim; şişli etfal stajından sonra 3.sınıfı da bitirdim. bu arada etfal saolsun anemiden ölmeden anemik olduğumu öğrendim bu nedenle sevgili arkadaşlarm ziyadesiyle benim ajitasyonuma maruz kaldılar :) her neyse sonra ben bebeklerle kafayı bozduğum ve illede yenidoğan yoğun bakım istediğim için çeşitli yollarla işe girmeyi denedim amma velakin okul yönetimi tarafından bozguna uğratıldım. En nihayetinde bir ağustos günü beni işe alacaklarını bildirdiler ve ben 9 ağustosta bebek odasında işe başladım. Böylece hayatımın en eğlenceli yazlarından biri daha sona erdi ama inan hiç üzülmedim. aksine o işe kabul edildiğimi öğrenince yeri göğü inlettm mutluluk nidalarımla. Benim favori hemşirem ben işe girmeden istifa etmiş onu öğrenince hayli üzüldüm ama iki üç kişi hariç işimi ve iş arkadaşlarımı çok sevdim (ikisi zatn benm sınf arkadaşımdı..) hatta kişisel başarım olarak gördüğüm olay şudur ki daha 2 ayım dolmadan orada gece sorumlu gibi nöbet tutmaya başladım yanıma yeni başlayanları veriyorlardı.. böyle olunca insanın egosu tavan yapıyor yalan yok :) ancak bir pürüz vardı beni yenidoğan yoğun bakım ünitesi(YYBÜ)ne almamışlardı. bunu uzun süre sorun etmedim ama okul açılınca ben haftanın iki günü 24 saat uykusuz kalmaya başladığımdan ve de vize döneminde de deli gibi çalışıp bazı sınavlara uykusuz girdiğimden ve sevdiğim arkadaşlarımın istifaları da eklenince he bir de geçici olarak gittiğim yetişkin yoğun bakım ve acil ünitelerinde iyice dellenince bastım istifayı çıktm! böyle üzerime bir rahatlık geldi ki sorma gitsin. kendimi nasrettin hoca fıkrasında gibi hissettim önce kendini aşırı sıkıp sora birden kurtulunca acayip bi mutluluk geliyor insana :D her neyse iş yaşamı bana çok şey öğretti başta özgüven olmak üzere bir insanın dayanma sınırını, çalışma arkadaşlarının önemini, bir insanın 3e bölünemeyeceğini gibi..
ilginçtir 4 yıllık üniversite öğrencisiyim en yüksek ortalamamı en yoğun olduğum dönemde yaptım :) bu da böyle bi anımdı demek istiyorum. sana yazdım kendimi ii hissediyorum blog. umarım daha sık görüşürüz bundan sonra ne de olsa yaza kadar ezgi öğrenci ;) he bu arada söylemeyi unuttum bu dönem 3.5 gün o ayrıldığım yerde ama YYBÜ'de staj yapıyorum :D takıntılıyım var mı diyeceğin?

14 Şubat 2012 Salı

18 Mayıs 2011 Çarşamba

günün şarkısı...

dinlemek için tıkılda!!



Leave me out with the waste
This is not what I do
It’s the wrong kind of place
To be thinking of you
It’s the wrong time
For somebody new
It’s a small crime
And I’ve got no excuse

Is that alright?
Give my gun away when it’s loaded
Is that alright?
If u don’t shoot it how am I supposed to hold it
Is that alright?
Give my gun away when it’s loaded
Is that alright
With you?

Leave me out with the waste
This is not what I do
It’s the wrong kind of place
To be cheating on you
It’s the wrong time
She’s pulling me through
It’s a small crime
And I’ve got no excuse

Is that alright?
I give my gun away when it’s loaded
Is that alright?
If you dont shoot it, how am I supposed to hold it
Is that alright?
I give my gun away when it’s loaded
Is that alright
Is that alright with you?


Is that alright?
Is that alright?
Is that alright with you?
Is that alright?
Is that alright?
Is that alright with you?

No…

11 Mayıs 2011 Çarşamba

keşke bana gerçeği söyleyebilseydin...

7 Mayıs 2011 Cumartesi

geçen iki gün..


Uzun zamandan sonra bir konsere gidebildim sonunda. Bu açılışı Şebnem Ferah'la yapmak güzeldi. İTÜ'nün festivalinde ilginç şekilde az kişi vardı konserde ama beleştepe diye tabir edilen yer anladığım kadarıyla çok iş yapmış.
Her neyse Perşembe günü 05.30'da başladı. Hazırlandım çıktım evden ama öncesinde Şişli Etfal'de staja gitmem gerektiği için çok yorgun ve depresifleştim çünkü cuma günü teslim edilmesi gereken ödevimi henüz neredeyse hiç yapmamıştım. Kattaki diğer 9 stajyere güvenip aldım yanıma kitabımı falan gittim kata. neredeyse hiç kalkmadım yerimden. sadece şu özellik vardı perşembe gününde o da benim ilk defa kas içi enjeksiyon yapmamdı (hatun acımadığını ve benim deneyimlilerden daha ii yaptığımı iddia etti ama bana gaz vermek için miydi yoksa ciddi miydi bilemiyorum ama kendisine teşekkürlerimi sunarım.). Neyse sonra hızlı geçti gün ben o ödevle uğraşırken (ayıptır söylemesi çok multidisipliner bir ödev yaptım :D). Sonra benimle beraber konsere gidecek arkadaşlarımdan biriyle diğer arkadaşı almaya gittik. Bir süre kararsızlığın ardından Taksim'e uğramaya karar verdik konser öncesi. Çok sevilesi bir mekanda takıldıktan sonra İTÜ'ye gittik. O zamana kadar ön grup gitmiş tabii tüm Şebnem fanları önlerde yer tutmuş ama bizim kalan arkadaş grubu en önde olduğundan biraz küfür yiyerek biraz rica minnet gittik en öne kadar :D Devamını ne ben anlatayım ne siz sorun... çok güzel bir konserdi ilk defa o şarkılardan o kadar etkilendim... İki yanımda iki dostum bir de Şebnem... Değişik bir deneyimdi. Bittiğinde benim bacaklarım titriyordu ama bunun sebebi o kadar saat kıpırdamadan durmak mıydı yoksa şarkılar mıydı yoksa başka sebebi mi vardı bilemiyorum. neyse işte konser bitti biraz daha takıldık sonra ben arkadaşlarımdan birinde kalmaya gittim. göya sabahlayıp o ödevi ona da yaptıracaktım sonra da ödev teslim edecektik. o yorgunlukla gitmemeye karar verdik daha sonra da sızmışız ikimiz de ne ara sızdık hatırlamıyoruz :)
Sabah 11-11.30 gibi kalktık işte kahvaltı falan derken ben 2de anca çıktım oradan. Taksim'de bir kahve içmek için durdum. Diğer konser arkadaşımla aynı güzel yere gittik bu sefer kahve için. Yorgundum ama ona rağmen çok eğlendim. Garson kızla muhabbetler olsun o ilginç mekanda arkadaşımın eski edebiyat hocasının oğlu ve onun salak grubu olsun bayağı eğlendik.
Sonunda eve vardığımda bir "oh" dedim sonunda. Sonunda eski Ezgi'den haber geldi memnun oldum ;)
Öperim blogum. Görüşürüz.
Eğlenmeyi unutma..

28 Nisan 2011 Perşembe


keşke hayatımdaki kontrolüm daha fazla olsaydı. aslında tam olarak istediğim hayatımda kontrol değil de hayatımdakileri üzerinde bir kontrol sağlamak... ne yapacağımı bilmediğim gibi hep bir şeyler yapmam gerektiğini hissediyorum. gözüm kapalı hareket ediyorum ama daha çok dibe mi batıyorum yoksa biraz daha devam etsem her şeyin güzel olduğu yere mi varacağım bilemiyorum.